Ünlülerin Gelişim Hikayesi
Onlar kendi hikâyelerini ve alanlarının, ülkelerinin, hatta dünyanın hikâyesini gelişimleriyle değiştirdiler. Onların gelişimi senin ilhamın olsun. Tıpkı onlar gibi senin de kendine özgü bir ışığın var. Onlar, parlamak için engelleri bir bir aştı, yılmadan çalıştı. İçindeki ışığın ne kadar aydınlık vereceğini gelişimin belirleyecek. Senin yolunda, Gelişim yanında.
Marie Curie
1867 yılında Varşova’da doğan Marie Curie, ilk gençliğinden itibaren fiziğe ilgi duyuyordu. O yıllarda ülkesinde kadınların üniversiteye gitmesi mümkün değildi. Kardeşi Bronya ile birlikte çalışarak para biriktiren Marie, 1891 yılında Paris’te fizik eğitimine başlayana kadar Varşova’da gizlice eğitim veren bir Polonya okulunda eğitim aldı. Paris’te önce fizik ardından matematik diplomasını alan Marie, bilim tutkusuyla doluydu. Radyoaktiviteyi keşfetti, radyoloji biliminin kurucusu oldu. Nobel Fizik ve Nobel Kimya ödülleriyle 2 Nobel ödülü alan ilk bilim insanı oldu. Onun gelişimi kalıpları kırmakla kalmadı, alanında çığır açtı, binlerce bilim insanına ve milyonlarca kadına ilham oldu.
Albert Einstein
1879 yılında Almanya’da dünyaya gelen Albert Einstein, konuşma zorluğu yaşayan içine kapanık bir çocuktu. Okul hayatı boyunca ezberci sisteme ve sıkı disipline uyum sağlayamadı. İlkokul yıllarında babasının hediye ettiği manyetik pusula onu etkisi altına aldı ve bilime ilgi duymaya başladı. Liseyi bırakarak tek başına İsviçre’deki Politeknik Okulu’nun sınavlarına hazırlanan, ardından İsviçre’de bir liseyi tamamlayarak normalden 6 ay erken Politeknik’e kabul edilen Einstein, eğitim hayatı boyunca uyum sorunları yaşadı ve mezun olduktan sonra bir süre işsiz kaldı. Bugün tüm zamanların en iyi fizikçisi kabul edilen Einstein, görelilik teorisi ve kütle-enerji denkliği formülüyle bilim dünyasında yeni bir çığır açtı. Fotoelektrik etki yasasının keşfiyle 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü kazandı. Onun gelişimi epik olmakla kalmadı, o güne dek bildiklerimizi değiştirdi, binlerce bilim insanına yeni keşifler için yeni ufuklar açtı.
Isaac Newton
İngiliz çiftçi bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelen Isaac Newton 1643 yılında doğdu. Okulda derslere çok ilgili değildi. Annesi çiftçilik yapması için okuldan aldı. Annesi işleri hallediyor sanarken o kitaplar okuyor, notlar alıyor, gökyüzünü inceliyordu. Hatta çiftçilik yaparken integral hesaplamalarının da temelini attı. Üniversiteye hazırlanıp Cambridge Üniversitesi Fen Bilimleri ve Matematik alanında eğitim aldı. Aynalı teleskopu geliştirdi, gezegen hareketleriyle ilgili matematiksel buluşlar yaptı. Kafasına elma düşmesiyle yerçekimini keşfeden Newton, beyaz ışığın tayfı gibi alanlarda da çığır açan buluşlar yaptı. Onun gelişimi bilimde çığır açmakla kalmadı, kendisinden sonraki nesillere yeni bilimsel çalışmalar için ilham verdi.
Frida Kahlo
1907 yılında Meksika'da doğan Frida Kahlo, 6 yaşında geçirdiği çocuk felci sonrası çevresinde “tahta bacak Frida” olarak anıldı. Engeliyle barışık olan Frida dönemin en iyi eğitimini veren okulda sanat, felsefe, edebiyat gibi alanlara yöneldi. 18 yaşında geçirdiği trafik kazasıyla tüm hayatı değişti. Yaşamı boyunca 32 ameliyat geçirdi. Üstelik sağ bacağında dinmeyen bir acıyla baş etmek zorunda kaldı.1954’te sağ bacağı kesildi. Yatağa bağımlı kalan Frida, resim çizerek acılarını dindirmeye çalıştı. Tavandaki ayna sayesinde oto-portreler yaptı. İyileşme sürecinden sonra da birçok resim yaptı, sergiler açtı ve sağlık sorunları olmasına rağmen son dönemlerinde bile ders vermeye devam etti. İnişli çıkışlı hayatına ve tüm engellerine rağmen toplumda var olmayı başardı ve sanatıyla tüm dünyada tanınan bir isim oldu. Onun gelişimi ezberleri bozmakla kalmadı, dünyanın her yerinden engellilere ve kadınlara cesaret verdi.
Halide Edip Adıvar
1884’te İstanbul'da doğdu. Annesini küçükken kaybederek hayata zor bir başlangıç yaptı. Evde gördüğü derslerle kendini eğitti. Daha 13 yaşındayken İngilizceden çevirdiği kitap basıldı ve sultan tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Daha sonra eğitim hayatına devam eden Halide Edip, Üsküdar Amerikan Koleji'nden Lisans derecesi alan ilk Müslüman kadın oldu. II. Meşrutiyet’in ilan edilmesiyle kadın haklarıyla ilgili yazılar yazdı. Fakat dönemin şartları gereği Halide Salih ismiyle yazılarını paylaştı. İzmir’in işgali sonrası mitinglerde yaptığı cesaretli konuşmalar büyük etki yarattı. Bir kadın olarak milli mücadeleye katılmak için Anadolu'ya gitti. Sakarya Savaşı’nda onbaşı, İzmir’in kurtuluşuyla beraber başçavuş rütbesiyle vatana hizmet etti. Milli mücadele yıllarında vatanı için savaş verirken aynı zamanda edebi eserler yazdı, kadın haklarıyla ilgili çalışmalar yaptı, toplumu bilinçlendirmeye çalıştı. Onun gelişimi halkına cesaret vermekle kalmadı, kadın hakları çalışmalarına, edebi eserlere ilham oldu.
Orhan Pamuk
Orhan Pamuk, 1952’de, İstanbul'da doğdu. Kalabalık bir ailede, Nişantaşı’nda büyüdü. Liseyi Robert Koleji’nde okudu. 22 yaşına kadar ilerde ressam olacağını düşünerek sürekli resim çizdi. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde 3 yıl mimarlık okuduktan sonra mimar ve ressam olmayacağına karar verip okulu bıraktı. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik bölümünü kazandı ama bu işi de sevmeyip 23 yaşından sonra kendini eve kapatarak roman yazmaya başladı. Romanları büyük ilgi gördü. İlk romanı Milliyet Roman Yarışması’nda 1. oldu. Beyaz Kale romanıyla uluslararası ilk ününü sağladı. Aynı yıl Amerika’ya giderek orada yazmaya devam etti. Kitaplarının Fransızca çevirileri ödüller aldı. Kar romanı 2004 yılında ABD’de yılın en iyi 10 kitabından biri seçildi. 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı ve Nobel Ödülü alan ilk Türk olarak tarihe geçti. Onun gelişimi sınırları aşmakla kalmadı, Türkçe edebiyata yeni bir soluk getirdi, dünyanın her yerinden, birbirini hiç görmemiş insanları aynı duygularda buluşturdu.
Nikola Tesla
Nikola Tesla, 1856’da günümüzde Hırvatistan sınırlarında yer alan Smijan şehrinde doğdu. Annesinin kendi çapında yeni ev aletleri icat etmesini örnek alarak büyüdü. Üniversite yıllarında alanıyla ilgili dünyada yapılan çalışmaları takip edebilmek için Almanca, İngilizce, Fransızca ve İtalyanca öğrendi. 1882 yılında Amerika'ya yerleşen Nikola Tesla, Edison Machine Works’te işe girdi. Elektrikle ilgili çalışmalar yapmak için çeşitli laboratuvar ve şirketler kurdu. Yaşamı boyunca 700’den fazla patentli buluş yaptı. Tesla Bobini, büyüteç verici, radyo, neon lambalar, indüksiyon motoru, alternatif akım gibi geleceği aydınlatan birçok buluşu hayata geçirdi. Onun gelişimi yalnızca ışık saçmakla kalmadı, tüm insanlık için hayatı kolaylaştırdı, teknolojiye yeni bir yön verdi.
Fazıl Say
1970 yılında Ankara’da doğdu. Dudak damak yarığıyla dünyaya gelen Fazıl Say, bebekliğinde bir ameliyat geçirdi ve yarık olan dudağı dikildi. Doktorun üflemeli çalgı çalması önerisiyle müzikle tanıştı. 4 yaşında piyanoya başladı. Ankara Devlet Konservatuarı’nda eğitim görerek okulun piyano ve kompozisyon bölümlerini bitirdi. Eğitimine Almanya’da Düsseldorf Müzik Yüksek Okulu’nda devam etti ve konçerto solisti diplomasını almasının ardından Berlin Tasarım Sanatları ve Müzik Akademisi'nde piyano ve oda müziği öğretmenliğine başladı. 1994 Genç Konser Solistleri Avrupa Yarışması’nda birinci oldu. 1995’te New York’ta yapılan kıtalararası yarışmada da birincilik kazandı ve konser kariyerine başladı. Kariyeri boyunca New York Filarmoni, Tokyo Senfoni, Fransa Ulusal orkestrası gibi orkestralar eşliğinde konser verdi. Aşık Veysel’in Kara Toprak adlı halk şarkısından esinlendiği bestesini de Montreux Caz Festivalinde dinleyicilerine sundu. Sanat hayatı boyunca dünya genelinde sayısız ödül alan Fazıl Say bugün dünya çapında Türk piyanist ve besteci olarak tanınıyor. Onun gelişimi yalnızca kulakların pasını silmekle kalmadı, milyonlarca insanın gururu oldu.
Türkan Şoray
1945’de memur bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gelen Türkan Şoray, annesi ve babasının ayrılmasıyla zorlu bir sürece girdi. Fatih Kız Lisesi'nde okudu ve annesinin yönlendirmesiyle sinemaya ilgi gösterdi. Ev sahiplerinin kızı Emel Yıldız ile film setine gitti ve Türker İnanoğlu'nun teşvikiyle Yeşilçam’a adım attı. Kariyerinin başlangıcı olan 1960 yapımlı “Köyde Bir Kız Sevdim” filminde başrol oynadı. “Acı Hayat” filmiyle “Manikürcü Nermin”i canlandıran Türkan Şoray, Altın Portakal Ödülü’ne layık görüldü. İlerleyen yıllarda toplam 4 kez Altın Portakal Ödülü aldı. Rol aldığı 222 sinema filmiyle birçok ödül alırken dünyanın en çok film çeviren kadın oyuncusu ünvanına sahip oldu. Kariyeri boyunca oyunculuk, senaristlik, yönetmenlik ve yazarlık yaptı. Onun gelişimi yalnızca göz kamaştırmakla kalmadı, milyonlarca insanın kalbinin “sultan”ı oldu.
Ludwig van Beethoven
Ludwig van Beethoven 1770 yılında Almanya’nın Bonn şehrinde doğdu. Ailesinin maddi durumu dolayısıyla kendi kendini eğitti. Beethoven müzisyen bir ailenin çocuğuydu. Babası 4 yaşında Beethoven’a çok yoğun piyano dersleri aldırmaya başladı. Beethoven bu sıkı eğitimin ardından 12 yaşında ilk bestesini yazdı. Beethoven’ın çalışma ve problemleri ele alma biçimi alışılmışın çok dışındaydı. Müsvette kağıt tutmuyor, aklına gelen melodileri tek kalemde yazıyordu. Kimi zaman saraydan çok tepki alsa da müzikteki keskin kuralları yumuşatmayı başardı. Tüm gün hiç uyumadan sadece beste yazıyordu. 26 yaşındayken ilk sağırlık belirtileri ortaya çıktı ve bu genç Beethoven’ın psikolojisini derinden etkiledi. Yine de çalışmalarına durdurak vermeden devam ediyor ve çok başarılı oluyordu. Müziği her yerde dinleniyordu. Fakat 1819’dan sonra ‘Konuşma Defteri’ olmadan insanlarla iletişime giremez hale geldi. Birçok kez intihara kalkıştı. Hiçbir şey duymasa da bu problem müzik kariyerini hiçbir şekilde etkilemedi. Sağırlık döneminde 9. Senfoni gibi birçok başarılı eser üretti. İnanılmaz müzik dehasıyla, azmiyle ve mesleğine olan aşkıyla Beethoven her çağda dinlenen ölümsüz besteler ortaya koydu. Onun gelişimi yalnızca ölümsüz olmakla kalmadı, müzikte yeni bir çığır açtı, sonraki nesillere ilham oldu.
Diego Maradona
Diego Maradona, 1960 yılında Arjantin’de yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Mahallede oynarken keşfedilerek amatör olarak futbol oynamaya başladı.1976’da ilk profesyonel sözleşmesini imzaladı ve 5 yılda 167 maçta 115 gol attıktan sonra Boca Juniors kulübüne transfer oldu. 1982’de ilk kez lig şampiyonu madalyasını aldıktan sonra FC Barcelona’ya transfer olarak en pahalı oyuncu rekorunu kırdı. Seria A takımına transfer olarak yeni bir daha rekor kırdı. Maçlarda elde ettiği üstün başarılarla tüm zamanların en iyi futbolcuları arasında yerini aldı. Onun gelişimi yalnızca efsane olmakla kalmadı, milyonları heyecanlandırdı, milyonlarca çocuğun hayallerini süsledi.
Pablo Picasso
Pablo Picasso 1881’de İspanya’da doğdu. Picasso’nun babası resim öğretmeniydi. Bu sebeple çok küçük yaşlarda resim yapmaya başladı. 1887 yılında Picasso’nun Conchita adındaki kız kardeşi doğdu. Picasso kız kardeşini çok seviyordu. Conchita ağır şekilde hastalanınca Picasso eğer kardeşi iyileşirse resim yapmayı bırakacağına dair kendine söz verdi. Conchita’nın hastalığı gitgide ilerledi ve vefat etti. Kardeşimin ölümünden sonra Picasso daha fazla resim yapmaya başladı ve Guinness Rekorlar Kitabına göre tanınan en üretken sanatçı olma yolundaki serüveni başladı. 1900 yılında Paris'e gitti. Maddi sıkıntılar yaşarken bir yandan da resim yapmaya devam etti. 1907- 1914 yılları arasındaki eserleriyle kübist akımın öncüsü oldu. Dönemin sanatçılarının çoğu tarafından küçümsenen bu eserler zamanla büyük ses getirdi. Kübizm akımının en önemli eserlerinden biri olan Guernica eserini 1937 yılında Almanya’nın İspanya’daki Guernica kasabasını bombalanmasından sonra yaptı. Büyük bir savaş nefretiyle yaptığı bu tabloda üzüntüyü ve acıyı resmetti. Bu tablo çok beğeni alırken aynı zamanda eleştirilmeye de devam etti ama Picasso tüm eleştirilere rağmen rengârenk tablolar yaparak 20. yy’ın en büyük sanatçılarından olmayı başardı. Onun gelişimi rengârenk olmakla kalmadı, biçimleri altüst etti, resim sanatına yeni bir soluk getirdi.
Vincent Van Gogh
Vincent Van Gogh 1853 yılında Hollanda’da doğdu. Orta sınıf bir aileye doğan Van Gogh sessiz ve ciddi bir çocuktu. Ölen abisiyle aynı gün doğduğu için ailesi ona abisinin adını koydu. Abisinin mezarında kendi adını görünce onun yerine bu hayatta yer kaplıyorum diye düşünerek çocukluğundan itibaren varoluşsal problemler yaşadı. 881 yılında resim yapmaya başladı. İlk zamanlar çalışan köylüler ve natürmort tarzında soluk renklerde resimler yaptı. Çalışmaları ilerledikçe natürmortlara ve yerel manzaralara farklı bir bakış açısı getirdi. Daha parlak renkler, keskin fırça darbeleri ve yenilikçi biçimlerle resim yapmaya başladı. Kendine has biçimleri tanınmaya başlandı. İzlenimci olan Van Gogh zeytin ağaçları, buğday tarlaları, ayçiçekleri çizmeye başladı.Gerçek mutluluğu sadece resim yaparken ve doğayı gözlemlerken yaşıyordu. Katarakt probleminden dolayı sarı rengi diğer renklere göre daha fazla görüyor bu yüzden hemen hemen her tablosunda sarı rengini çok yoğun kullanıyordu. Işıkların etrafında hareler görmesi ’Yıldızlı Bir Gece’ tablosuna da yansımıştır.
Daha sonra tekniğini geliştirmek için resim eğitimi aldı fakat anlatılanların kısıtlayıcı ve sıkıcı olduğunu düşünerek kısa bir süre sonra eğitimi bıraktı. En başarılı eserlerini Arles’deyken üretti fakat bu dönemde psikolojisi yerinde değildi. Bu nedenle kulağını kesti. Ardından kulağı bandajlıyken otoportresini yaptı. İnsanların onu deli olarak görmesi ve dışlaması sonucunda daha fazla bunalıma girdi ve 37 yaşında intihar etti. Ölümünden sonra sanatçının tekniği bazı ressamlar tarafından uygulanmaya devam etti ve popülerliği epey arttı. Yaşarken değeri bilinmeyen sanatçı dahiyane tablolarıyla zamanı yendi ve sanat tarihinin en çok tanınan sanatçılarından biri oldu. Onun gelişimi yalnızca zamanı yenmekle kalmadı, sınırları aştı, resim sanatına yeni bir boyut kazandırdı.
Aziz Sancar
Aziz Sancar 1946 yılında Mardin’de doğdu. İlk ve ortaöğretimini Mardin’de tamamladı. O yıllarda futbolla ilgilense de futbolcu olmaktan vazgeçerek İstanbul’a geldi ve tıp okudu. Fakültesini birincilikle bitiren Sancar mezuniyetinden sonra iki yıl sağlık ocağında hekim olarak çalıştı. Daha sonra NATO-TÜBİTAK bursuyla Johns Hopkins ve Dallas Teksas Üniversitesinde okudu. Dallas Üniversitesi’nde ‘fotoliyaz’ genini bakterilerde klonlamayı başardı. Bu genin ürettiği enzim ultraviyole ışınları tarafından zarar gören DNA’yı onarmaktaydı. Aziz Sancar bu buluşuyla yüksek lisans ve doktora derecesi aldı. 1977- 1982 yılları arasında Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalıştı. Doktor, akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı olan Aziz Sancar; DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerine pek çok çalışma yaptı. DNA’nın hasar gören hücreleri nasıl yenilediğine dair yaptığı çalışmalarla Nobel Kimya Ödülü aldı. Onun gelişimi yalnızca umut olmakla kalmadı, bilimde çığır açtı, ülkesinin insanlarına gurur oldu.
İlhan Koman
İlhan Koman, 1921’de doğdu. Çocukluğu Edirne’de geçen İlhan Koman, Jön Türklerinden olan dedesini ziyaret etmek için sık sık İstanbul’a giderdi. Bu ziyaretlerde Koman’ın en çok ilgisini çeken şeylerden biri Haliç’teki vapurları izlemekti. Sürekli vapurların limana yaklaşmasını ve uzaklaşmasını izlerdi. Daha beş yaşında Haliç’te gördüğü vapurların maketleri yapmaya başladı. Lise yıllarında da gemi mühendisi olmak istiyordu. İlhan Koman 17 yaşında tüberküloz hastalığına yakalandı. Daha sonrasında akademide resim bölümüne girdi. Koman derslerde yaptığı antik heykel kopyalarıyla öğretmenlerinin dikkatini çekti ve heykel alanında çok daha başarılı olacağını söyleyen öğretmenlerinin tavsiyelerini dinleyerek heykel bölümüne geçiş yaptı. Bölümü birincilikle bitirdi ve devlet bursuyla Paris’e gitti. İlhan Koman Türkiye’nin en önemli heykeltıraşlarından biridir. Türk Da Vinci olarak da bilinir. En önemli yapıtları arasındaki Anıtkabir rölfeyiyle görenleri hayran bırakmaya devam ediyor. Onun gelişimi yalnızca hayran bırakmakla kalmadı, sınırları ve zamanı aştı.
Agatha Christie
Polisiye roman denince ilk akla gelen isim Agatha Christie 1890’da Birleşik Krallık’ta doğdu. Çocukluğunda dislektik olmasına rağmen özellikle de polisiye romanları okumaktan çok keyif alıyordu. Bir süre sonra daha iyilerini yazabileceğini düşündü ve bu düşünceyle ilk eseri olan ‘Styles’daki Esrarengiz Olay’ı yazdı. Bu roman birkaç yayınevinden geri çevrilse de basıldığında başarılı kalemi ve merak uyandıran konusuyla büyük beğeniler aldı. Yazdığı 80 polisiye romanıyla dünyanın en popüler polisiye yazarlarından biri oldu. Onun gelişimi yalnızca merak uyandırmakla kalmadı, dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanı aynı heyecanın peşinde sürükledi.
Cahit Arf
Cahit Arf 1910’da Selanik’te doğdu. İlkokulda Sultani Liseleri adı verilen okulun ilk kısmında okudu. 5. sınıfta bir öğretmeni sayesinde matematiğe olan ilgisini keşfetti. Yaşıtlarından ileri seviyede olması sebebiyle Fransa’daki St. Louis Lisesi’ne okumak için gitti. 3 yıllık eğitimi 2 yılda tamamlayarak Türkiye’ye döndü ve Türk Hükümeti tarafından yükseköğrenim görmek üzere tekrar Avrupa’ya gönderilerek Fransa’da Ecole Normale Superieure'de 1932 yılında eğitimini tamamladı. Doktorasını Almanya’da yaptı. TÜBİTAK’ın gelişiminde önemli çalışmalara imza atan Cahit Arf, yaşamı boyunca matematik alanında Arf değişmezi, Arf halkaları, Hasse-Arf Teoremi gibi başlıca çalışmalar ve buluşlar yaptı. Cebir alanında elde ettiği buluşlar sayesinde bugün dünyaca ünlü Türk matematikçi olarak tanınıyor. Onun gelişimi dahiyane olmakla kalmadı, matematikte çığır açtı, sınırları aştı.